Yeni güne otelimizin harikalar harikası kahvaltısıyla başladık, kahvaltı o kadar keyifliydi ki otelden çıkışımız 11:00’i geçmişti.

İkinci gün Prag’ın diğer bir diğer çok önemli bölgesi olan kale ve çevresini dolaşmak için metroyla nehrin diğer tarafına geçiş yapıyoruz. Kaleye yakın mesafede bir durakta inip kısa bir yürüyüş ile ulaştığımız Prag Kalesi’nin girişinde harika bir tesadüf ile:) Askerlerin nöbet teslim törenine denk geliyoruz, her saat başı olduğunu duyduğum(ancak emin değilim) bu töreni izleyen büyük bir turist kalabalığı göreceksiniz. Askerlerin saf bir konsantrasyonla etraflarında sanki hiç birşey yokmuş gibi, göz kırpmadan, disiplinli ve dikkatli tavırları izlemeye değer.

Prag Kalesi, hiç şüphesiz ki şehrin en çok ziyaret edilen mimari yapısı, 880 yılında Prens Borivoj tarafından kurulan kale, Vltava Nehri’nin sol kısmında bir tepe üstüne kurulmuştur ve tüm şehre hakim konumda.  Dünya’nın en büyük kalelerinden birisi olan Prag Kalesi, Guinness Rekorlar Kitabı’na göre dünyanın en büyük antik kalesi, ve günümüzde Çek Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’na ev sahipliği yapıyor.

Kalenin içine girdikten sonra gotik katedral St.Vitus’ u görebilirsiniz. Gotik yapıda oldukça heybetli olan bu kilise dışardan hiç belli olmayan ama içeriden enfes bir manzarası olan vitray camlarıyla ünlü. Kesinlikle içi gezip görülmeye değer katedrallerden biri bence.

Buradan sonra devam ettiğimiz Avlu, St. George Meydanı’na açıldı ve burada St. George Bazilikası ve Royal Palace‘ ı inceleme fırsatınız olabilir devamında da girişi ücretli olan Golden Lane (Altın yol) ‘e ulaştık. Burası küçük ve dar bir sokak, bir efsaneye göre simyacılar sokaktaki metali altına dönüştürmeye çalışmışlardır. Fakat bilinen gerçek 17. yüzyılda kuyumcuların burada yaşadığı ve sokağa bu adın da bu nedenle verildiği. 15. yüzyıldan kalma olan Golden Lane’ de 11 tane tarihi ev bulunuyor, evlerin içinde ortaçağ döneminde nasıl bir yaşam sürüldüğüne yönelik örneklemeler, şövalye kıyafetler, kılıçlar gözlemleyebileceğiniz gibi, ufak hediyelik eşyalar da satın alabilirsiniz. Ödeyeceğiniz miktar size sakın çok gelmesin bence Prag’da geçmişten gelen ruhu ve o masalsılığı yakalayabileceğiniz çok keyifli bir mekân burası.

Çıkışında bizi bekleyen dar sokaklar ve yokuşları takip ederek, Vltava Nehri’nin kıyısına varıyoruz, şehrin bu tarafı daha renkli, minik evler, Kafka müzesi, kuğulara ev sahipliği yapan nehir kıyısı, bizi rahatlatan ve kafamızı dağıtan bu manzaralar eşliğinde Charles Bridge, yani eski köprüye varıyoruz.

15yy. sonlarına doğru bitirilmiş bu köprü birçok savaş, direniş, ve doğal afet görmüş olmasına rağmen halen kulesi ile birlikte dimdik ayakta. Köprü araç trafiğine kapalı olduğu için rahat rahat gezip, etraftaki müzisyenleri dinleyebilir, hediyelik eşyalardan alabilirsiniz. Kale tarafında kalan ayaklarının hemen arkasındaki sokaklarda çok hoş hediyelik eşya dükkânları var, dolaşmadan dönmeyin derim.

Öğlen yemeği molası için köprünün hemen ayağına yakın bir Avusturya Rest.’nı “Kocar Z Vidne” tercih ettik, Viyana Schnitzel’ i kesinlikle yemeye değer. Porsiyonlar kocaman ve oldukça leziz, yine yanında standart çek birası istemenizi tavsiye ederim. Buradaki garson abi bize, çek biralarının güzel olmasının sebebinin biranın çoğunluğunun su olması ve çek topraklarında suların kaliteli oluşuna bağlı olduğunu anlattı.

Keyifli bir yemek deneyimi sonrası, köprüyü son kez geçerek, bu otantik havanın dışına çıkmak üzere, Prag’ın ünlü mağazalarla dolu olan Parizska Caddesini gezip, mağazaları dolaşıyoruz, Prag ünlü markaların ürünlerinin Avrupa’nın birçok kentine göre daha uyguna bulunduğu bir yer bana göre, tax free %12 civarında, bunun da alışverişe ek bir destek olduğunu düşünürsek bayanların çanta ve ayakkabı koleksiyonu için buralara uğraması kaçınılmaz olabilir.

Turistik gezimiz ve alışveriş rotamızın ardından kısa bir dinlenme için otele dönüp, ardından yeni bir akşam yemeği deneyimi için Bir Orta Çağ Tavernasına gidiyoruz. Normalde 8 de başlayan programa 9 gittiğimiz için, kişi başı 100 TL’ye gelen özel şovlu bu mekândan bizi içeri almayacaklarını düşünürken ödül gibi bir teklif geliyor ve %40 indirip alıp 60 TL kişi başı ücretle içeri giriyoruz. Bu indirimi almak için ne yaptık bilmiyorum ama iyi ki de girmişiz diyorum, çünkü içeride bir orta çağ zamanından kalma han havasında, korsanlar, şövalyeler, oryantal dans yapan kızlar, ateş gösterileri, teatral oyunlar, tulum eşliğinde dinlenen otantik müzikler ve o devrin yemeklerinden esinlenip hazırlanmış olan birkaç meze ve yemekle doyumsuz bir keyif aldık. Mekanın ismi “U Pavouka”, giriş ücreti 1000 Chron, yani yaklaşık 100 TL, ve rezervasyon şart, isterseniz kendi web sitelerinden online olarak yapabilirsiniz.

Prag turistik bir şehir olmanın yanı sıra, aynı zamanda bir öğrenci şehri, özellikle de Erasmus öğrencilerinin çokça tercih ettiği bir Avrupa ülkesi. Bu sebeple genç nüfus çok fazla ve haliyle gençlerin eğlenebileceği çok sayıda mekân da mevcut. Biz de bu popülasyondan faydalanıp eğlenebileceğimiz bir yer aradık ve sanırım bilmeden en popüler mekânlardan birinde tesadüf olarak harika bir masa bulduk, “Bombay Bar”. Eğer ki mükemmel kokteyller ve shotlar arıyorsanız, o zaman doğru yere geldiniz. Bu bar Dlouha Caddesinde Eski Şehir Meydanı’na çok kısa bir mesafede, içerisi çoğunlukla yabancı öğrenci ve genç arkadaş grupları dolu, bazı geceler canlı müzik yapılıyormuş ama bizim gecemizdeki dj performansı da bunu aratmıyordu diyebilirim. Gitmeyi tercih ederseniz Prag’ın keyfini çıkartmak için kaliteli bir seçim olacaktır.