Como, Milano gezimizin 3. gün ve son durağı.
İyi ki de öyle olmuş, keyfimize keyif kattı, güzelliği ve sakinliğiyle kafamızı kalbizi temizledi adeta..

Biz bahçeleryle, cafe ve vilallarıyla ünlü bu güzel gölü kışın ziyaret edeceğimiz ve vaktimizin çoğunu da açık hava da geçireceğimizi düşündüğümüz için kafamızda mutlaka görmek istediğimiz 3 noktayı belirleyip ona göre bir rota belirledik, böylelikle klasik bir yol olan Como trenini kullanmaktan kaçınıp, ilk durak olarak belirlediğimiz Varenna için birkaç gün önceden bilet aldık.
Sabah erken saatlerde Milano Merkez İstasyondan kalkan trenimiz 50 dakika sonra Varenna’ya vardı. Bu arada trene bindiğinizde sol tarafta oturmanızı tavsiye ederim, Monza Durağından sonra sizi harika bir manzara bekliyor olacak. Biz ufak bir şaşkınlık ve dalgınlıkla Varenna durağında inmeyi kaçırınca, bir sonraki durak olan Bellano’da inmek zorunda kaldık. Ters yöndeki ilk tren 15 dakika sonra geldiği için kısıtlı zaman geçirdiğimiz bu minik kasabanın en güzel tarafı yemyeşil oluşuydu, istasyonda inip kafanızı yukarı kaldırdığınız anda, vadiye sıralanmış ve yeşillikler içinde kalan minik evler ilk göze çarpan ayrıntı.
Kısa süreli de olsa Göle ait 4. Bir kasabayı görmek bizim için eğlenceli oldu.
Biraz gecikmeli olarak vardığımız Varenna’da tren istasyonu biraz daha dağa yakın bölgede kalıyor, 10 dakikalık bir yokuş aşağı yolculuk yaparak sahile vardığınıda, sizi nasıl bir güzelliğin beklediğini anlıyorsunuz.
Biz günümüzü burdan Bellagio, sonra da son durak Como olarak belirlediğimiz için, öncelikle feribotun kalkacağı yeri belirleyip, geriye kalan 1 saatimizi Varenna’nın sokaklarını gezmeye ayırdık.


Gerçekten kışı bu kadar güzel olan bir yerin yazını hayal bile edemiyorum.
Rengarenk evler,paket taşlı, bol merdivenli sokakalar ve yollar, yemyeşil ormanlar, bulutların rengini alan muhteşem bir göl..
Tarif edilemeyecek bir huzur yaşattı bize..
Como gölü zengin İtalyanların yazlık ve yalılarının olduğu bir bölge olduğu için evlerin çoğu kapalı ve kullanım dışıydı, haliyle cafe , restaurant ve minik dükkanların da açığını bulmakta oldukça zorlandık..
Kasaba yı hızlıca dolanıp 15 dakika sürecek olan Bellagio feribotuna binerek, hemen karşı kıyıdaki Como’nun incisine doğru yola çıktık. Bindiğimiz feribot, oldukça şeker oturmalı 40 yolcu ve maksimum 4 aracı taşıyabilecek kapasitedeydi. Güneş ve harika hava sayesinde dışarıda yolculuk yapabildik, ve bu harika kareleri yakaladık.

Bellagio, gerçek anlamda kendisine verilen ünvanı hak ediyor, “Como Gölünün İncisi”..
Varenna’dan biraz daha canlı olan sahilinde, açık bir cafe bulup kahve molası verebildik. Göle karşı harika havayı içimize çekerek güneşin keyfini çıkarttık.


Como’nun ipek ve kaşmir ürünleri oldukça meşhur, Vitrinleri süsleyen şal ve eşarplar iyi bir hediye alternatifi olabilir. Bellagio’nun da keyiflik sokaklarını az buçuk keşfettikten sonra , planımız dahilinde tam sahilden, feribot iskelesinin krşısından Como’ya giden otobüslere bindik. Sanırım Como’nun en keyifli dakikaları da böylelikle başlamış oldu, gölün kenarından, her kasabada durup yolcu indirip bindiren Como dolmuşu’da diyebileceğimiz bu taşıtla gölün bir çok bölgesini de görme şansını yakaladık. Bu arada şöför ile yolcuların sohpetini ve selamlaşmalarını dinelemek yolcuğuluğumuzu daha keyifli bir hale getirdi. Bu rotayı uyguladığınızda kesinlikle pişman olmayacağınıza garanti verebilirim. 50 dakikalık sürüş sonunda Göle ismini veren Como şehrine ulaştık. Burası gördüğümüz diğer kasabalara göre gerçekten bir şehir görünümündeydi, sokak ve caddeleri insan ve araba kaynayan, yaşayan bir şehir Como.
Burda öğlen yemeği için tam da binmeyi planladığımız Finikuler ‘in yanında bulduğumuz Borgo S. Agustino isimli tercih ettik. Harika bir pizza ve risotto’yla karnımızı doyurup, güzel havanın keyfini çıkardıktan sonra, como şehrini yüksek bir tepeden izleme şansı veren Finikülere doğru ilerledik.

Gidiş dönüş kişi başı 5,5 € olan biletimizi alıp, 7 dakika süren bir yolculukla harika bir manzara ayak bastık. Aslında tepe de yapacak çok fazla bir şey yok, onlarda bunun farkındalar ki, her inişin dönüşü 30 dakika sonra olacak şekilde ayarlanmış. Biz de bu saat diliminde hemen durağın yanında bulunan minik kır kahvesinde manzaraya doya doya ekspressolarımızı yudumladık, ve aynı vagona binerek aşağı indik.

Kısa olmasına rağmen keyifli bir deneyimdi, denemenizi tavsiye ederim. Özellikle yüksekte aldığınız temiz hava ve bol oksijen sayesinde Como’dan dönüşte harika bir uyku çekebilirsiniz.
Yolculuğun hemen ardından Como’nun sahilinden ve bazı sokakalrından geçerek akşamüzeri için aldığımız hızlı trenimize yetişitik. 37 dakika sonra tekrar Milano’daydık.
Göl sonrası biraz otelde dinlendikten sonra son gecemizin keyfini çıkartmak üzere önce son kez Duomo’ya ( yılbaşı kutlamalarının resmi olarak start aldığı gece olduğu için kurulan büyük yılbaşı ağacını görmek istedik) uğrayıp ardından kendimizi Milano’nun bir başka yükselen semti Brera’ya atttık. Daha birkaç sene öncesine kadar Milano’nun, yerel manav, fırın, ve trattoria’ları ile geleneksel ve nostaljik bir semt iken, geçtiğimiz yıllarda açılan tasarım dükkanları, gözde restoranları ve lounge barları ile dönüşüm geçirerek Milano’nun en trendy semti haline gelmiş. Asmalımescit ve Cihangir karşımı bir bölge diyebilirim. Sokaklarında uzunca bir süre gezip tasarım dükkanlarının keyfini çıkardıktan sonra ismini not almayı unuttuğum ama biz tesadüfen yer bulup oturduktan sonra insanların oturmak için uzun dakikalar sıra beklediğini farkettiğimiz şeker bir restaurantta tagliatelle bolonese, pesto soslu gnocchi ve mozerella capris ile damaklarımızı son kez italyan mutfagıyla şenlendirdik.

Harika bir italya gezisi daha sonlandıği için üzülmedik, çünkü bu geziyle bir kez daha anladık ki, İtalya bizim için vazgeçilmez bir tatil destinasyonu ve yine yeniden geleceğiz, yeni planlarr çookk yakındaaa:)