Basel’de 3. sabahımız, erkenden kalkıp Strasburg’a gitmek için Haupt Bahnhof’un “France” girişine doğru yol aldık ve ne görelim tren kaçmışşşşşşşşşşşşşşş:)
Bir sonraki trene kadar 2,5 saatimiz olduğu için bu negatif durumu fırsata çevirerek MarktPlatz’a gitmeye karar verdik. Kısa bir yürüyüş ile Rathaus’un önüne kurulan minik pazarı ziyaret edip merakımızı giderdik, Pazar bile denmeyecek kadar minik bir yer aslında bir kaç sebze-meyve ve et tezgahından olusuyor, bir de çok güzel çiçekler satılıyordu. burdan biraz daha ileri giderek geçen gece ziyaret ettiğimiz nehri bir de gündüz gözüyle görmek istedik, köprünün ortasına geldiğimizde bir minik mabed veya dilek klubesiyle karşılaştık, anladığımız kadarıyla evlenmek isteyenler buraya kilit takmışlardı, yüzlercesini görmeniz mümkün.

Bir sonraki treni de kaçırmamak için vakitlice tren garına dönerek daha önce bahsettiğim “France” kapısından içeri girdik, o andan itibarenartık Fransa topraklarındaydık, fransa yasalarına tabiydik, ve malesef fransaya has pislik ve pasakta bizi bekliyordu. İsviçre sınırlarındaki temizlik ve düzen neyse, fransa sınırı tam tersiydi. tuvaletlerini kullanıp hemen uçuklamış olmam da sanırım bu yüzdendi:)

2 saatlik bir yolculuğun ardından Strazburg’a vardık, öncelikle söylemeliyim harika bir tren garı var, bence dışarıdan stadyuma benziyor. Çok geniş ve her şey çok kolay bulunabilir tasarlanmış.

Buradan çıkıp, garı arkanıza aldığınızda karşınıza paralel bir sürü sokak çıkıyor, bu sokaklardan biraz daha sağ tarafta kalan yolu takip ettiğinizde kendiniz Petite France’de bulacaksınız. Burası bir masal kasabası gibi, tüm doğallığını korumuş bu bölge kendine özgü ahşap evler, nehir ve köprüleriyle oldukça romantik bir görsel şölen sunuyor. Hayran kalmamak mümkün değil, saatlerce dolaşsanız bıkmazsınız, o kadar sakin, huzurlu, bir cennet parçası gibi..

Ponts Couverts, neredeyse her Strazburg fotoğrafında gördüğünüz kulelerin olduğu köprü de bu bölgede. Köprü 14. yy’dan kalmış tam bir şahaser..Bölge 1988 yılında, UNESCO tarafından “Dünya Kültür Mirası Listesi”ne dahil edilerek koruma altına alınmış, gidince ilk işiniz bu bölgeyi gezip, sokak aralarınaki minik cafeleri denemeniz ve hediyelik eşya dükkanlaırna göz atmanızı tavsiye ederim. Burada sınırlı vaktimiz olduğu için biz malesef kanal gezisi yapamadık ama bunu da mutlaka adeneyin.

Kalbimiz burda kalarak nehir kıyısından devam edip, avrupa’nın en gotik katedrali olarak kabul edilen Notre DameKatedraline varıyoruz. Yapımına 1015 yılında başlanmış olan bu kocaman şaheser 142 metre yüksekliğe kadar ulaşmaktadır. Katedral bu yükseklikle 17.yy’da dünyanın en yüksek binası olma özelliğini taşımış, günümüzde ise, dünyanın en yüksek altıncı kilisesiymiş. Gerçekten bakarken boynunuz ağrıyor size öyle anlatabilirim:)

Kateralin bulunduğu minik meydan da şehir için önem taşıyan iki önemli yapı dah avar, PHARMACİE DU CERF, katedralden bile eski olan eczane, 13. yy’da yapılmış ve Fransa’nın en eski eczanesiymiş. Bir diğeri ise şehrin en eski evi olarak bilinen MAİSON KAMMERZELL; günümüzde bir restoran olarak kullanılıyormuş.

Arkanızı katedrale verip aşağıya doğru ilerlediğinizde karşınıza çıkan küçük meydan LA PLACE GUTENBERG-GUTENBERG MEYDANI, Katedral caddesinin tam merkezi. Burada matbaanın mucidi Johannes Gutenberg’in hareketli tipini yansıtan bir heykeli görüyoruz, bunun dışında mağazalar, kafeler, yer altı otoparkı ve bir atlı karınca var.

Burdan sağa doğru devam ettiğiniz de ise PLACE KLEBER-KLEBER MEYDANI’na varıyorsunuz, Şehrin en ünlü meydanı olan burada, 18’nci yüzyıldan kalma, yapılar bulunur. Özellikle yılbaşı yaklaşırken oldukça ışıklandırılan ve süslenen meydan tam bir eğlence meydanına dönüşüyormuş. Meraklıları için Apple Store ve La fayette gibi büyük önemli mağazalar da bu meydanda:) Şehir ayrıca Avrupa Konseyi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Avrupa Parlamentosuna ev sahipliği yaptığı için Avrupa’nın ekonomi ve politika açısından göz bebeği sayılıyor.

Harika bir fransız gününden sonra Basel’e geri döndüğümüzde, evde bizi bekleyen düpriz tam bir harikaydı, mercimek çorbası ve semiz otu salata:)
image

Kendimizi İstanbul’da gibi hissetmeye devam:) SOnraki maceralarda görüşmek üzere,
Sevgiler
Pinkkleo