Konakladığımız evden çıkıp hızlı adımlarla Zürih’e gitmek üzere sabah 09:00 trenini yakalamaya çalıştık. Şansımız yine bizimleydi, güneşli bir İsviçre sabahına uyanmıştık:) Yaklaşık 1 saatlik bir yolculuk sonrası Avrupa’nın en zengin şehrine adım attık:)

Kısa özetle Zürih İsviçre’nin ekonomik ve kültürel başkentidir. Tren garının ana kapısından çıktığınızda sizi karşılan kocaman heykelin bulunduğu alan “Bahnhof- Platz” yani meşhur ve dünyaca ünlü İsviçre bankalarının altın rezervlerine ev sahipliği yaptığı söylenen Bahnhof Strasse isimli caddenin başlangıç noktası. Bu cadde bankaların yanı sıra Zürich’in ünlü ve büyük moda mağazalarına ve olmazsa olmaz saat markalarına de ev sahipliği yapıyor.

Tren garını arkanıza alıp cadde boyunca ilerlediğinizde en sonunda Zürich gölünün kenarına varıyorsunuz. Buraya varmadan hemen önce karşınıza çıkan büyük Parade Platz şehir içinde kullanabileceğiniz otobüs ve tranvay hatlarının duraklarını içeriyor. Ayrıca tam meydanın ortasında bulunan kiosk’un altında bugüne kadar Avrupa’da gördüğüm en temiz ve kapsamlı umumi tuvalet var. 2 Frank karşılığında kullanabildiğiniz bu tuvaletler inanılmaz temiz, 10 Frank karşılığında duş bile alabileceğiniz kapsamda yapılmış. Bunu görünce şehirdeki temizliğin ve düzenin ve insanların nasıl bu kadar mis gibi koktuğunu daha iyi anladık:) Aynı meydanda İsviçre’nin en ünlü çikolata mağaza zinciri Sprüngli’nin oldukça büyük bir şubesi var, buraya girip yolan çıkmamak mümkün değil. Çeşit çeşit çikolata ve tatlılar, makaronlar, pastalar, vb. envaı çeşit lezzet sizi bekliyor.

Tren garından çıkıp tam karşıya bu ünlü caddeye girmek yerine sola donup ilerlerseniz direkt olarak Zurih gölünün uzantısı olan Limmat nehrine varıyorsunuz. Zürich’in tüm güzellikleri bu nehir etrafında toparlanmış sanki, Şehrin ortasında bir huzur yuvası olan Lindenhof, St. Peter Kilisesi ve Münster Kilisesi sağ tarafta kalırken tam karşısında Rathaus ( Belediye Binası ), Büyük Münster Katedrali ve Wasser Kirche denilen, Su Kilisesi bulunuyor, bu yapıları gölün bir kısmını birbirine bağlayan kısa minik köprülerle gezebilir ve bu sırada gölün kenarında İnsanlardan hiç korkmadan ve çekinmeden beyaz kuğuları izleyebilirsiniz. Sokakların araları tasarım dükkânları, minik saatçiler, neşeli kırtasiyelerle dolup taşmış. Söylediğim gibi, tertemiz, düzenli, çok huzur verici bir yer Zürih. İnsanlar hep şık ve bakımlı, birbirlerine karşı oldukça saygılı. Şehir o kadar güzel ve düzenli ki hayatımızda görmediğimiz kadar engelli kişiyi sokak ve caddelerde görebiliyoruz, çünkü yaşam onlar için oldukça kolay bir hal almış Zürih sokaklarında, her ince detay düşünülmüş. Aynısının bir gün bizim ülkemizde de olmasını ümit ederek şehri keşfe devam ediyoruz.

Nehrin sona erdiği ve büyük gölün başladığı noktada, bir tarafı Opernhaus’a ev sahipliği yapan Bellevue Platz’tan itibaren göl kenarında yürüdüğümüzde, her taraf nerden bulduklarını merak ettiğimiz neredeyse tamamında ellerinde aynı kağıt kaplardan bulunan gençlerle doluydu. Hepsi ufak gruplar kurmuş kaldırımlara oturmuş çılgınca makarna yemekle meşguldü. Biz de az önce göl kenarında sabah yanımızda getirdiğimiz sandviç ve meyvelerimizi yemiş olmamıza rağmen kendimizi bu makarnacıyı bulmaya adadık. Sora sora Bağdat bulunur, biz de makarnacımızı bulduk, tok olmamız rağmen denek için bir adet pesto bir adet domates soslu makarnayı alarak hemen dükkanın önündeki küçük masalara çöktük. İnanılmaz lezzetliydi, şimdi neden bu kadar tercih edildiğini daha iyi anlamıştık:)

Biraz moladan sonra nehrin kıyısında yola devam edip, yol üstünde Old Town diye tabir edilen Zürih’in eski ve tarihi sokaklarının bulunduğu bölgeyi keşfetmeye çalışırken bir kahve ve tatlı molası verdiğimiz minik cafe, yolunuz buralara düşerse tavsiyemizdir.

Bu hızlandırılmış ama keyfli Zürih turunun ardından Yine tren ile Basel’e geri döndük. Yine ende kısa bir dinlenmein ardından, bu sefer dünyaca ünlü “Käse- Fondue” yani peynir fondüsünü yemek için “Elizabethen Stübli” isimli restorana gidip yemeğimizin keyfini çıkarttık. İlk denemede fondü oldukça ağır kokulu gelse de yedikçe inanılmaz lezzetine kendini kaptırmamanız mümkün değil. İçeriği şarap, fondu peyniri, sarımsak ve bazı değişik çeşnilerden oluşuyor, isterseniz ekmek parçalarıyla ya da sebze parçalarıyla deneyebilirsiniz. Ama kesinlikle denemeden dönmeyin derim.