Venedik’ te kanal kıyısında bir otelde güne gözünüzü açmak paha biçilmez bir duygu..

Bugün bizim için hem hızlı hem de keyifli bir gün olacaktı, son günümüz olduğu için şehrin genelini hızlıca turlamak istiyorduk, ayrıca tesadüfen tatillerimiz denk gelen arkadaşlarımızla buluşup beraber geçecek olan yarım günümüzün tadını çıkartma cabasındaydık:)

Güzel bir kahvaltının ardından ( belirtmek isterim ki otelimizin kahvaltısı 5 yıldızlı oteli aratmıyordu, peynir çeşitleri, domates, reçel, meyve suyu, çay ve her türlü ekmek ve kek türeviyle Türk kahvaltısına çok yakındı) kendimizi yine gizemli sokaklara attık:) otelin onundeki vapurettoya binerek hemen ılk durak olan ” Della Pescaria” da inip bundan sonraki yolumuza yürüyerek devam ettik. Yine minik köprüler, daracık sokakları asıp ilk hedefimiz olan San Polo Meydanına vardık, Burası şehrin San Marco’dan sonraki en büyük ikinci meydanı. Buraya çok yakın bir mesafede yine şehir için önemli olan Frari meydanı ve ev sahipliği yaptığı Santa Maria Kilisesi bulunuyor.

IMG_2663  IMG_2660

Kısıtlı vaktimiz olduğu için bu bölgeyi panoramik olarak gezerek yolumuza devam ettik. Yine dolambaçlı yolların ardından karşımıza çıkan Margeritha Meydanı’nda bir kahve molası verip meydanın ve güzel havanın keyfini çıkarttık.

Kafeleri, minik dükkan ve tezgahlarıyla süslenmiş çok şeker bir meydan burası, Üniversiteye çok yakın olduğu için oldukça kalabalık, hareketli ve gençlere hitap eden bir yer olduğunu da söyleyebiliriz.

IMG_2664 IMG_2530 IMG_2679

Burdan yolumuza istikameti kanal kıyısına çevirerek devam etmek istediğimiz için San Barnaba meydanı üzerinden Galleri del Accademia’ya vardık, burası aynı zamanda kanalın Accademia köprüsünü de gördüğünüz nokta. Yine sahilden yüürmeye devam ettiğinizde Grand Kanal’ın en ucuna varıyoruz. Burda bizi bekleyen şaheser ise S. Maria Della Salutte Bazikilası.

IMG_2685 IMG_2687 IMG_2691

Burdan şehrin manzarası olağan üstü, kanalın denize kavuştuğu noktada tam karşı kıyıda tüm asaletiyle San Marco, Campanille ve Dükler Sarayı yer alıyor.

IMG_2692 IMG_2700

Tam bu noktada yeniden vapurettoya binerek “Rialto Köprüsü” nü gündüz ziyaret etmek üzere doğru yola çıkıyoruz. Vapuretto köprüye yaklaştıkça ihtişamı ve güzelliği daha da belirginleşiyor. köprüden önceki durakta inerek, kanal kenarından köprünün üzerinde bulunan minik çarşıyı geziyoruz. Minyatur bir kapalı çarşı gibi, çok sayıda gümüş, altın takıların, maskelerin, saatlerin, cam eşyaların satıldığı bir hediyelik eşya cenneti, ama oldukça pahalı:)

IMG_2726 IMG_2728

IMG_2738 IMG_2740

Bu köprü Venedik’in büyük kanalı birleştiren ilk köprüsüymüş, köprünün yapımında tam 6000 temel kazığı kullanılmış, yüksekliği yaklaşık 7,5 metre.

IMG_2752 IMG_2751

Köprünün kendisi kadar köprüden görünen kanal manzarası da oldukça hoş, ancak resim çektirmek sandığınız kadar kolay değil, üzeri turist kaynıyor.

Bu noktada Venedik’e yeni ulaşan arkadaşlarımızla buluşarak bir şeyler atıştırmak, sohpet etmek ve en önemlisi de Venedik’in en önemli bölgesi olan San Marco’yu görmek üzere meydana doğru ilerliyoruz. San Marco meydanı oldukça gösterişli, hatta Avrupa genelinde gördüğüm ve en çok etkilendiğim meydan olduğunu söyleyebilirim. Meydan San MArco Bazilikası’nı barındırıyor. Burası yoğun süslemelerinden dolayı Altın Bazilika olarak da biliniyor. Buranın giriş kapısında bulunan dört adet at heykelinin de Bizans döneminde haçlı ordusu tarafından İstanbul’dan getirildiği biliniyor. Yine dış duvarların birinde Osmanlı Padişahları anlatılıyor. Kalabalık nedeniyle anlamlı fotoğraflar çekmek ise oldukça zor oldu. Meydan aynı zamnda 99 metre yüksekliğindeki Campanile kulesine de ev sahipliği yapıyor. Buraya çıkıp şehri kuş bakışı görebilmeniz mümkün değeri yaklaşık 10 Euro civarıydı.

IMG_2758 IMG_2760 IMG_2754

IMG_2753 IMG_2549 IMG_2535

Meydanın en önemli özelliklerinden birisi çok sayıda kafeye ev sahipliği yapıyor olması, bu cafelerde oturmanın bedeli ise biraz tuzlu:) Meşhur kafelerin klasik müzik dinletisi sunduğu meydan da dışarda bir masanın extra bedeli bulunuyor daha önceki postta belirttiğim gibi, yani dışarıda bir masaya oturup yiyecek ve siparişi vermeniz durumunda hesabınıza bir de oturma parası ekleniyor:) Biz de buna değer diyerek meydanda güneşin ve Spritz’lerimizin keyfini çıkartıyoruz:)

IMG_2763 IMG_2762

Meydanın hemen kanal kenarındaki çıkışında Dükler Sarayı yani ” Palazzo Ducale” yer alıyor, değişik ve etkileyici bir yapı, hem konut hem de hükümet merkezi olarak kullanılmış. Sarayın en önemli özelliği ise bir köprü ile hapisaneye bağlanmış olması, bu meşhur köprü ” Ponte Dei Sospiri” yani meşhur Ahlar Köprüsü. Rivayete göre hapishaneye giden mahkumlar Venedik’in o muhteşem manzarasını en son buradan geçerken görürler ve “ah, ah” çekerlermiş.

Burdaki gezimizin ardından otelde biraz dinlenerek, yorgun olduğumuz için otelin etrafından fazla uzaklaşmadan Apostoli Meydanına yakın bir sokak arasında minik yerel bir trattoria’da karnımızı doyurup, yerel ev şarabının tadını çıkardık. Sonrasında gecemize yine otele yakın bir cafe bulup bir şişe şarap ve kahveyle devam edip, dost sohpetinin ve güzel yıldızlı gök yüzünün tadını çıkardık.

Sabah erken saate aldığımız tren biletiyle yeni durağımız Verona’ya ulaşmak üzere yola çıktığımızda gönlümüz Venedik’te kalmadı desek yalan söylemiş oluruz.Venedik hayatta mutlaka en bir kere görülmesi gereken, tam bir keyif şehri. Ancak baştan uyarayım suyla, tekneyle arası iyi olmayanlara pek tavsiye edilmez:) Vapuretto falan tutar alimallah:)

Sevgiler

Pinkkleo