Anlatımı da gezimi kadar zor bir şehir Venedik, ama bir o kadar keyifli ve masalsı..

Hani “kaybolayım ben burda, beni şurda bir yerde unutsunlar” diyebileceğiniz kadar hayran bırakıyor kendine..

Çok özel ve güzel bir şehir, bence eşi benzeri yok..

THY ile doğrudan uçuş yaptığımız Marco Polo Havalimanı’ na indikten sonra, daha önceden karar verdiğimiz üzere ATVO  veya ACTV otobülerinden birini tercih ederek şehrin ulaşım merkezi olan Piazzale Roma (Roma Meydanı)’ya doğru yola çıkıyoruz. Her iki otobüs firması da ana yolu kullanarak yaklaşık 20-30 dakika gibi bir sürede merkeze varıyor.

 Havalimanının çıkışında ATVO  için doğru hat “sarı hat” denilen Line 35-D2 hattı, ACTV’yi tercih edeceklerin ise “kızmızı hat” denilen Line A1-5 hattını bulması gerekiyor.

Venedik çok uzun ince bir köprü ile ana karaya bağlanmış bir ada aslında, bu nedenle adaya deniz yoluyla da ulaşmak mümkün, deniz yolunda ise iki ayrı alternatifiniz var:

1. Deniz taksiler ( çok çok pahalı)
2. Deniz Otobüsleri; Alilaguna feribot seferlerinde farklı noktalara giden iki hat bulunmaktadır (Blu ve Arancio). Bunlardan Arancio hattı “turuncu hat “ olarak biliniyor, Grand Canal boyunca belirli duraklarda yolu bırakarak Venedik’ in en önemli bağlantı noktalarına sizi ulaştırmaya yetiyor. Ortalama saatte bir kalkıyor ve tek yön fiyatı yaklaşık 15 €.

Adaya trenle ulaşmak isterseniz de havalimanından Mestre tren istasyonuna ulaşıp, oradan düzenli olarak kalkan seferlerle Venedik “Santa Lucia” tren istasyonuna ulaşabilirsiniz.

Biz otobüsümüz için ayrı bir ücret ödemedik çünkü tavsiyeler üzerine, havalimanına ayak basar basmaz, 2 günlük ulaşım kartı aldık ve ne güzel ki otobüs kullanımı da buna dahildi.

Venedik’te ulaşım için gondollar, su otobüsleri (vapuretto) ve su taksilerinden (water taxi) başka bir şey kullanılamıyor. Yada bizim bayıldığımız bir diğer yol “tabanlara kuvvet“ 🙂

IMG_2731 IMG_2775

IMG_2709 IMG_2777

 

IMG_2508 Vapuretto duraklarının tamamında yanda göreceğiniz zaman çizelgesini içeren hat ve durak bilgilendirme panoları mevcut, bu sebeple bu botlarla seyahat etemk oldukça basit.

Ekim 2012 tarihinde tek yön vapuretto bileti 6,5 € değerindeydi ve 60 dakika geçerliliği vardı.

Gitmeden önce yaptığımız hesaba göre iki günlük sınırsız bilet almak bizim için en uygunuydu çünkü Venedik’ in etrafını yürüyerek dolaşmak öyle sanıldığı kadar kolay değil 🙂

Aldığımız bileti Grand Canal’da kullanabileceğiniz gibi Lido, Murano, Burano gibi adalara gidiş için de kullanacağımız için, her seferinde tek tek bilet almak pahalıya geleceğinden, sınırsız tek bilet yoluyla oldukça kar etmiş olduğumuzu söyleyebilirim. Buna rağmen biletler için kişi başı 30 € ödediğimizi de belirtmek isterim ama bu biletlerle geçerli olduğu süre içinde istediğiniz kadar vaporettoya binebilirsiniz, ve ne kadar çok binmek zorunda kaldığınızı görünce iyi ki sınırsız biletimiz var diyorsunuz. 🙂

Deniz üzeri ulaşım için oldukça farklı paketler ve kombinler mevcut, tüm biletleri Hellovenezia bilet gişelerinden alabileceğiniz gibi, önceden internet sitesinden de alabilirsiniz, bilet gişelerini şehrin içinde bir çok durakta bulmak mümkün.

Otobüsten indiğinizde sizi karşılayan keşmekeşe, gürültüye ve kalabalığa hiç aldırış etmeyin, her şey bir kaç adım atıp Sizi Santa Lucia Tren istasyonu yönüne bağlayan köprünün alçak merdivnlerine ilk adımınızı attığınız ana kadar.. İşte benim o anda nefesim kesilmişti..Çok şanslıydık çünkü hava muhteşemdi, oldukça sıcak ve güneşli, sular pırıl pırıl, ayy içimde oluşan o duyguyu hala çok net hatırlıyorum ama ifadesi çok zor..

IMG_2454 IMG_2714

İşte böyle bir hisle kendimizi ilk Vapuretto durağına atıp beklemeye başladık. Burada unutmamanız gereken önemli bir noktayı hatırlatmak istiyorum: Hangi tür bileti alırsanız alın mutlaka vapuretto duraklarının girişinde yer alan turuncu ya da gri küçük makinelere onaylatmanız gerekiyor. Aksi takdirde yüklü bir ceza ile karşılaşabilirsiniz. Biz bu söyleme inanmamıştık ama iki gün içinde 3 kere bilet kontrolüne denk gelince ne kadar ciddiye alınması gerektiğini öğrenmiş olduk!

Otelimiz Grand Canal üzerinde “Pesaro Palace”‘ tı, ve çok şanslıydık çünkü hemen önünde vapuretto (Calle Cadoro )durağı vardı, ilk duraktan sanırım 4-5 durak sonrasında inip hemen odamıza yerleştik.

Odamızın manzarası ve otelin güzelliğinin de beni oldukça rahatlatan ve Venedik’ten güzel anılarla dönemi sağlayan etkenlerden biri olduğunu itiraf etmeliyim!

IMG_2650 IMG_2652

IMG_2654 IMG_2600

IMG_2616 IMG_2617

Odamızın balkonundan yakaladığımız manzarayı bırakmak oldukça zor olsa da, sabah İstanbuldan başlayan yolculuğumuza öğlen itibariyle 13:00 gibi Venedik sokaklarında devam etmenin zamanı gelmişti.

Otelimizden çıkıp hemen sağa doğru kıvrılan ince dar sokakçık Strada Nova denilen canlı ve mağazalarla dolu bir caddeye açılıyordu, açıkçası bu da lokasyonumuz açısından ne kadar şanslı olduğumuzu vurgulamak için iyi bir neden, çünkü cafe, market, eczane, aklınıza gelebilecek heryeri birarada bulacağınız nadir bölgelerden biri diyebilirim.

Biz ilk gün için Murano ve Burano adalarını gezmeyi planlamıştık, o nedenle adalara direkt ulaşabileceğimiz vapurettonun kalktığı  Fonte Nove durağına doğru yola koyulduk, sanırım 15 dakika da yürüyerek ulaşacağımız bu durağa ulaşmamız 1 saati buldu:) Evet ilk sokağa çıkışımızda kaybolduk kabul ediyorum, ama hem çok eğlenceli hem de çok heyecanlıydı🙂 Geçtiğimiz ıssız daracık sokaklar, köprüler, kimsesiz minik meydanlar, ara kanallarda dolaşan gondollar, o kadar sakin ve huzur vericiydi ki, böyle bir yerde kaybolmak cennet gibi inanın.

IMG_2461 IMG_2466 IMG_2513

Sonuçta kaybolduğumuz rüyadan uyanıp, ilk durağımız olan Murano adasına gitmekte olan Linea 12 hattındaki vapurettoya adım attık, zorlu bir seyahatti,çünkü oturacak yer bulamadığımız için yaklaşık 20 dakikalık deniz üstü seyahatimizi güvertede geçirmek zorunda kaldık, bol bol sert rüzgarlar yedik ama fotoğraf çekmek için de de paha piçilmez bir fırsatımız oldu. Bu arada Venedik’e gelince göreceksiniz, denizin içine çakılmış, koca koca kütükler var, ve bunlar deniz ulaşım araçlarının yollarını belirliyor, böylece her vapuretto kütüklerle çizilmiş olan bu yolları kullanarak ilerliyor. Bu arada aşağıda adalara giden hattın ve venedik içindeki tüm diğer hatların zaman çizelgesini ve venediğin bir haritasını görebilirsiniz.

http://www.actv.it/en/movinginvenice/waterbusservicestimetable

Venice_map04

IMG_2470 Adalara giden vapurattolar sayesinde Venedik’ i uzaktan izlemek de mümkün oluyor.

Venedik tek başına kocaman bir ada olsa da, aslında 100’lerce minik adadan oluşan bir şehir, hatta mezarlığı bile ayrı bir ada, ismi St. Michele adası, cenazelerini minik gondollarla buraya taşıyorlar, ve törenlerini burada gerçekleştiriyorlar.

Bu adananın yanından sessiz sedasız bir şekilde geçtikten 10 dakika sonra Murano karşımıza çıkıyor.

Murano dünyaya cam ocaklarıyla nam salmış oldukça ünlü ve minik bir ada. Eğer yemek veya kahve molası vermezseniz , ve cam dükkanlarında fazla zaman harcamazsanız 1 saat içinde tüm adayı kolaylıkla gezebilirsiniz. Ama adanın cam özelliğinden dolayı bu o kadar kolay olmuyor, çünkü nerdeyse her sokakta cam atölyeleriyle, cam tasarım mağazalarıyla ve hediyelik eşyacılarla karşılaşıyorsunuz, ve hiç birine girmeden geçip gidilmiyor malesef. Adada rehber eşliğinde ücretli cam atölyelerini gezebileceğiniz gibi, herkese açık olan daha yerel atölyelerde de cam yapımını izleyebilirsiniz.

 

 

Adadan bir çok cam hediyelik eşya satınalabilirsiniz, ama bir uyarı yapmalıyım, bizi de adalı italyan bir mağaza sahibi uyarmıştı, adada ve Venedik’ in içinde satılan cam eşyaların %80’i malesef çin malıymış ve gerçek murano camı özelliğini taşımıyormuş, o nedenle emin olun aynı malın daha ucuzu var diye onu alıyorsanız Venedik’ ten hatıra diye çin malı bir eşyayı evinize götürüyorsunuz 🙂

 

 

IMG_2566Biz adayı biraz dolaşıp, hatıra objelerimizi aldıktan sonra bir yemek için kanal kenarındaki Della Mora’da açık havada oldukça keyifli bir pizza molası verdik.

2 pizza +2 bira için 30 € verdik, aslında bu avrupa geneline göre biraz pahalı bir öğlen yemeğiydi, ama Venedik’ ten ayrılırken anladığım en iyi şey dünyanın en pahalı şehirlerden birini ziyaret ettiğimizdi 🙂

Adaya indiğimiz duraktan, gelen ilk vapurettoya tekrar  binerek Burano adasına doğru devam ettik, iki adanın arası yaklaşık 20 dakika sürüyor. Yani Venedik’ ten Burano adasına ulaşmak yaklaşık 45 dakikanızı alıyor.

Burano.. bence adı kadar sevimli 🙂 Renkli şeker gibi sırasıra dizilmiş evlerden oluşan bir masal adası, diğer bir ismi pasta ada 🙂 Bak bak doyamadık, her eve her pencereye her kapıya dokunmak istiyorsunuz, büyülü bir yer, Murano’dan daha ufak, yine hiç molasız 30 dakika içinde turlayabileceğiniz kadar minik.

Ada’nın özelliği ise dantellerinin dünyaca meşhur olması. Burada da çok sayıda dantel eşyası satan mağazaya rastladık. Ama fiyatların oldukça pahalı olduğunu söyleyebilirim. Ama çok şeker dantelle işlenmiş harflerden satın alarak adaya özgü bir hatıra ile evinize dönebilirsiniz, en azından biz öyle yaptık :)Ada gezilerinin ardından, akşam yemeği için Murano adasında yerel bir italyandan tavsiye aldığımız restaurantı denemeye karar verdik.

IMG_2490 IMG_2673 IMG_2591

IMG_2593

Tesadüfen dönüş yolunda otelimize oldukça yakın bir sokakta olduğunu keşfedince keyfimiz daha da arttı.

Sakin, nezih, şık bir mekandı, kaliteli yerel bir restaurant olduğunu soyleyebilirim, ancak masalara bakınca çoğunluğu turistler oluşturuyordu.

Karışık balık tabağı, karadesli spagetti ve tramisudan oluşan menumuze, harika evyapı mı bir şarap ve ismini hatırlayamadığım ancak tadını asla unutamadığım tatlı bir aperatif eşlik etti.

Hesaba gelirsek, oldukça tuzluydu, ama unutmayalım burası Venedik:)

 

Sonrasında gece manzarasını seyretmek için meşhur San Marco Meydanı’ na doğru yürüyüp, meydandaki kafelerde müzik ziyafeti çekmeye karar verdik. Burada canlı müzik yapan kafeler var ve bu kafelerde masaya oturduğunuz anda hiç bir şey yemeyip içmeseniz bile kişi başı 6 € müzik parası ödüyorsunuz:)

Tabi biz ilk gece için oturmayıp meydanda tur atarak bu eşsiz güzelliğin keyfini çıkartmaya çalıştık. Ardından düşler sarayı ve ahlar köprüsünü gece görüp dinlenmek üzere otelimize geri döndük..