Deliksiz bir uyku, ve harika bir kahvaltı 🙂 Barcolana’daki son günümüze harika uyandık, ama hava konusunda bir önceki günler kadar şanslı değildik, malesef yağmur yağmaya yakın kapalılıkta bir hava hakimdi güne.

Pıtırcan ve ben ilk gün giremediğimiz ve aklımızda kalan Park Guell’e doğru yola çıktık, ekibin diğer kısmı ise alışveriş merkezinde vakit geçirip dinlendi.

  

Park Guell ulaşımı zor bir bölge. Meşakatli merdivenleri ve yokuşları çıkıp zirveye ulaştığınızda ise sizi harika bir Barcelona manzarasıyla selamlıyor. Burası oldukça büyük bir park, içinde bir çok eser, ev ve müze barındırıyor.

 

Gaudi tarafından Guell ailesinin soyluluk göstergesi olarak 1900 ile 1914 yılları arasında yapılmış, aile bir süre burda yaşamış, 1923 yılında halka açılan park bugün Unesco Dünya Miras Listesi’nde de yer alıyor, girişi ücretsiz.

  

Biz parkın ana girişinden değil, tepeden patikaların başladığı arka girişten gelmişiz, bu yüzden patikaları geçerek parkın içinde gezinti yapma fırsatını da yakalamış olduk, Park içerisinde ayrıca Antonio Gaudi’nin evi olup müzeye dönüştürülen Gaudi Müzesi bulunuyor. Müzeye giriş 5.5 Euro. Açıkçası bir girmeye değer göremedik ama tabi sizin zevkinize kalmış.

Park alanındaki yapıların çoğu, canlı renkleri içeren seramik parçaların bir araya getirilmesiyle yapılan mozaikle kaplı. Parkın girişindeki merdivenli yol, sütunlarla süslenmiş büyük meydana kadar uzanıyor. Büyük meydan, aslında Barcelona’yı ve denizi gören çok güzel bir balkon. Burada dalga görünümünde, mozaik kaplı banklar ve geniş bir meydan var. Biz burda oturup birer kahce içtik, self servis hizmet veren bir cafesi var, ancak o kadar kalabalık ki oturacak yer bulmak çok zor. Ama manzaraya karşı çok keyifli oluyor:) Tekrar şehir içine inene kadar yokuş aşağı inilen yol üstünde, bir çok hediyelik eşyacı var, şehre göre daha pahalı ama daha ilginç ve kaliteliler.

Park gezimizden sonra ekibin geri kalanıyla Alışveriş merkezinde buluşup öğlen yemeği yedik. Bu arada alışveriş merkezinin içinde bulduğumuz PrimeMark’ı (ingilizlerin ünlü ve çok ucuz mağazası) sömürdüğümüzü de söylemeden geçemeyeceğim, Bebolarımdan bir tanesi yalnış hatırlamıyorsam burdan 10 tane yazlık sandalet ve terlik alıp çıktı, Siz düşünün artık halimizi 🙂 Otele yakın olduğumuz için poşetlerimizi bırakıp, aklımızda kalan yerleri son kez turlamaya karar verdik. İlk durağımız Plaça Espanya ve Mnac oldu. Zamanlamayı o kadar doğru yapmıştık ki, gittiğimizde büyük bir kalabalık havuz gösterisi için merdivenlerde yerini almıştı. Kendimize uygun bir yerler bulduk ve müziğin ritmiyle dans eden suları izlemeye başladık. Hava iyice kararmadan, detalıya göremediğimiz Barceloneta bölgesine inip, sahilde uzunca bir yürüyüş yaptık. Bu eşsiz güzellikteki sahilin bir ucunda yelken şeklini andıran W Hotel, diğer bir ucunda ise Port Olimpic bulunuyor.

 

Arada kalan uzun yol ve sahilde, spor yapanları, piknik yapanları veya kitap okuyanları göremek mümkün. Bir çok şeyi bir arada yapabileceğiniz, ve iyi zaman geçirebileceğiniz bir bölge. Son durağımız ise günlerdir bir çok yerde gördüğümüz Ginos Retaurant’ın Port Olimpic’deki şubesi. Burası da bir İtalyan lokantası. Kesinlikle yediğimiz herşey çok lezzetliydi. Öneriler arasına alabilirsiniz.

Taa en başında söylediğim gibi, Madrid Barcelona kıyaslaması bizde öyle bir beklenti yaratmıştı ki, yaşadığımız olumsuzlukların tetiklemesiyle beraber Barcelona’nın tadını istediğimiz gibi çıkartamadık. Bu seyahate yönelik ciddi dört tavsiyem var:

1. İspanya’ya baharda gelmeyi planlıyorsanız, Mayıs’ın 15’ inden önce gelmeyin, cidden çok soğuk oluyor,

2. Tatil malesef evde olmuyor:) Siz siz olun tatillerde oteli tercih edin, en azından şikayet etmek istediğinizde bir muhattabınız oluyor.

3. Madrid Ankaradır, Barcelona İstanbul, benzetmesine aldırış etmeyin, Madrid de doya doya 2-3 gün geçirebileceğiniz kadar keyifli bir şehir. Hakkını verin.

4. Barcelona her şeye rağmen çok güzel bir şehir, yazmın en başında değer mi değmez mi diye yola çıkmıştım, ama son kararım.:Görmeye çok değer, doğru zamanda doğru yerde konaklayarak muhteşem bir tatil yapabilirsiniz!

Heee 4 demiştim ama bu da 5. olsun:

Tatile, özellikle de yurt dışı tatillerine gerçekten sevdiğiniz ve tolere edebileceğiniz insanlarla gidin, çünkü çok büyük sınavlar vermek zorunda kalabiliyorsunuz.

Bu açıdan bakılınca ben çok şansılıyım, tatil yaşadığımız tüm olumsuzluklara rağmen hayata dair çok güzel bir şey öğretti. Dostluk ve Paylaşmak! İyisiyle, kötüsüyle paylaşmak. Beraber hareket edebilmek, ortak karar verebilmek, her türlü olumsuzluğa rağmen beraber uğraşmak, kovalamak ve sonunda yakalamak 🙂 Bu unutulmaz tatili beraber geçirdiğimiz biricikim Pıtırcan’a ve can doslarım Emrecan, Yiğido ve Begocanlar’a ( Bravo –Echo –Golf –Uniform -Mike ‘lara 🙂 ) sonsuz teşekkürler. Sizi çok seviyorum bebeler.

Sevgiler
Pinkkleo