Gecemiz, uykusuz ve üşüyerek geçince, yeni sabaha uçuksuz uyanmak mümkün olmadı:) Hepimizin nur topu gibi birer uçuğu vardı artık 😦 Nerdeyse hepimiz kıyafetlerimizle uyumuştuk, hatta bazılarımız sabaha kadar uyumamıştı:( Kesin kararımızı vermiştik, evden çıkacaktık, parayı yakmaya hazırdık. Ama yine de kurtarabileceğimiz her kuruş için çok uğraştık. Verilen telefonlardan, yetkili birine ulaşıp muhattab bulmak imkansızdı, sabah ilk iş evi kiraladığımız “Apartments Visit Barcelona” isimli acentanın adresine gitmek oldu. Bu arada linke tıkladığınızda karşınıza çıkan yorumların nerdeyse tamamı bizim 🙂 Niye bu kadar şaşırdığımızı hala anlamıyorum ama tabiki de her yer kapı duvardı. Hatta en sonunda ingilizce konuşabilen bir İspanyol amca bize firmanın uzunca bir süre önce burdan taşındığını söyledi. Yeni ofislerini tarif etmeye çalışsada, muhtemelen ordan da taşındıkları için kimseye ulaşamadık. Telefonda en sonunda firmayı konsolosluğa ve polise gitmekle tehtid ettik, yeni birini gönderip bize apartmanda yeni bir daire gösterdiler, emin olun ilkinden hiç bir farkı yoktu. Kabul etmedik. Onlarda açıkça söylemek gerekirse, keyfiniz bilir diyerek basıp gittiler. Artık paramızı kurtaramayacağımızın bilincindeydik, o zaman ilk hedef yeni bir otel bulmaktı. Ama evle ilgilenmekten şehri unutmuştuk bile, olumsuz düşünecelere biraz ara verip, süresi devam eden kırmızı otobüsümüze atlayıp bu sefer de 2. Rota’da şehri dolaşmaya devam ettik.

Bu sefer şehrin batısına doğru ilerledik. Dün önünden geçtiğimiz Christophe Columbus heykelinden büyük limana doğru yol alıp, sonra bir çok bahçe, park ve müzeyi barındıran, Mountjic tepesine doğru yol almaya başladık. Bu bölge Barcelona’yı tepeden seyredebilmek için muhteşem bir bölge. Meşhur “Miro Müzesi”, İspanya Olimpiyat stadı ve Köyü, Mnac ya da tam adıyla “Barcelona Museu Nacional d’Art de Catalunya Müzesi”, İspanyanın minik bir kopyası olan “Poble Espanyol” gibi Barcelona’ da görülmeden gidilmeyecek önemli yerleri de barındıran bölge en sonunda “Plaça Espanya”da sonlanıyor.  

 

 

Meydanda da eskiden Boğa güreşlerinin yapıldığı büyük arena var, İspanya’da hayvan haklarından dolayı bir süredir Boğa güreşi yapılması yasaklanmış, o nedenle arena aktif değil, müze haline getirilmiş. Plaça Espanya ile Mnac arasındaki kalan uzun yol havuzlarla süslenmiş, müzenin önündeki ana büyük havuzda her akşam üzeri müzikli su gösterileri yapılıyormuş. Biz de son gece izleme fırsatını yakaladık, gerçekten çok keyifliydi. Şehir turumuza burda ara verip ani bir kararla güzelliğini önceden duyduğumuz Barcelonaya 1 saat uzaklıktaki Girona kentini ziyaret etmeye karar verdik. Bunun için de yine Kırmızı otobüslerimiz kullanarak Barcelona Sants, yani Barcelona garına geldik.

Burda ilk kalkan Girona trenine bilet alıp, bu güzel şehre vardığımızda ssatlermiz 15:00’i gösteriyordu. İlk indiğimizde pek de bir şey yokmuş yahu dedirten sradan bir istasyon ve mahalle ile karşılaştık. Girona’ nın merkezini sorduğumuzda ise herkes aynı yeri tarif ediyordu, nehir, köprü ve “old city”. Meraklanmadık diyemem:)

Sıkıcı binaları aşıp, bir kaç geniş caddeyi geçtikten sonra ulaştığımız manzara, iyi ki gelmişiz dedirten cinstendi 🙂 İşte küçük Floransa diyebiliriz Girona için.

İlk durağımız daha hareketli olan çarşısı oldu, bir de sanırım çocukların defilesi vardı, sokaklar cıvıl cıvıldı 🙂

Eski şehrin içine girdikçe, zaten kaybolduk, en son geldiğimiz yerde kocaman bir şato ile karşılaştık, taş binalar, küçük penceler, dar sokaklar, tarif edilemez bir güzellik..

Nefes aldığınızı hissediyorsunuz, oyle derin ve etkileyici.. 

    

Girona Katedralinin dev merdivenlerinde biraz soluklanıp, yine ilk geldiğimiz yöne doğru dönüş yoluna geçtik. Akşam yemeğini de nehrin paralelinde kalan bir sokağın içinde yedik, keyifli bir kapanıştı 🙂 Girona mutlaka görmeniz gereken, huzur ve mutlululuk veren sihirli bir şehir.

Akşam 8 treniyle Barcelona’ya geri döndük. Eve girmek istemediğimiz için yemek yedikten sonra, sokakları arşınlamaya başladık, önümüze çıkan her otele oda soruyorduk ama yok yok yok.. Keyfimizi yerine getirmek için Plaça Real’e gidip birer içki aldık, buranın da üzerimizde yarattığı sakinleştirici etki ile kalbimizde ayrı bir yer kazandığını söyleyebilirim.

Malesef 2. gecede konaklamamızı evde yapmak zorunda kaldık, bu gece neler oldu dersenız, arkadasımızın kafasına böcek çıktı :), Pıtırcanla, Emrecan’ın kafasına perde kornişi indi, tiksindiğimiz için tuvaletleri kullanamayan ve çok üşüyen biz kızlar sonunda enfeksiyonu kaptık:) Daha neler gelecekti bakalım başımıza, iki koca günümüz daha vardı..