Madrid için ayırdığımız 2. ama son günümüzde görmek istediğimiz çok yer vardı ama uyandığımızda havanın biraz kapalı olması güne başlarkenki motivasyonumuzu biraz etkilemişti.

Güne City Bus’ı kullanarak dün ulaşamadığımız bazı yerleri keşfederek başlamaya karar verdik. Otelimizin hemen önünden yola başlayarak, Gran Via üzerinden ” Plaza De Espana” ya doğru devam ettik. Burada meşhur “Monumento a Cervantes” yani Cervantes anıtını görebilirsiniz.

 

Burda aynı zamanda şehrin tarihi yapısıyla modern dokusu iç içe girmiş, yüksek binalar ve iş merkezleriyle de karşılaşıyoruz. Otobüs dün detaylı olarak gezdiğimiz Palacio Real ‘in önünden Toledo Kapısına ordan da tekrar Sol Meydanına çıkıyordu ki “Mercado De san Miguel” i görüp hemen iniverdik 🙂

 

  

Burası oldukça eski dönemlerden kalmış bir açık hava marketi, çeşit çeşit şarküteri, et, balık veya patiseri ürününü hem satın alıp hem de oturup yiyebileceğiniz bir alan, yanı zamanda Plaza Mayor’un hemen arkasında kalıyor.

Yeni durağımız Prado Müzesi, ama gezip gezmemekte emin olamadığımız için belki sonra diyerek yola devam ediyoruz.

Gezdik mi peki?
Malesef hayır:(

Ama siz mutlaka gezin bizim gibi tembel olmayın 🙂 

Tur bizi asıl hedefimiz olan  “Puerta De Alcala” yani Alcala Kapısı ve hemen karşısındaki “Parque De El Retiro” Retiro Parkına getirmişti bile. 

Park içindeki büyük gölet ve 12. Alfonso Anıtı ile meşhur. Gerçekten şehrin içinde nefes alabilecek, oturup kafa dinleyebilecek ya da koşup, bisiklete binip enerji atabilecek bir alan olması o şehrin yaşayanları için büyük şans.

Avrupa bu açıdan bakıldığında parklar ve bahçeler konusunda oldukça zengin:) İspanya’da bundan bolca nasibini almış:)

Parkta bir saate yakın vakit geçirdik, içinde uzun bir yürüyüş yaptık.

 

  

İnanalmaz rahatlatıcı ve enrjinizi yenileyen bir yer. Kesinlikle bir iki saatinizi buraya ayırmanızı öneririm.

Park’tan ayrıldıktan sonra Madrid’in Nişantaşı bölgesi olarak tanımlanabilecek “Ortega y Gasset”  caddesine geliyoruz. Cadde Armani, Gucci, Versace, vb.. bir çok ünlü moda devine ev sahipliği yapıyor. Oldumka şık ve güzel sokakları gezerken zamanın nasıl geçtiğini anlamanız mümkün olmayabilir, mağazalara ise kendinizi kaptırmamanızı öneririm:)

Genel olarak şehre özel bir çok görmek istediğimiz yeri gezdikten sonra aralarından en çok beğendiğimiz Plaza Mayor ve Sol Meydanı’na geri dönerek günü burda bitirmeye karar verdik. Akşam üzeri demlenmesi için Plaza Mayor’da sırtınızı bayraklara dönüp meydana baktığınızda sol yukarı köşede kalan “Liana” restaurantı tercih ettik.

Çok doğru bir karar vermiş olduğumuzu yediklerimizin lezzetiyle ve bize ikram edilen Madrid’e özgü kremalı likoru tadınca teyid etmiş olduk.

Burda meydanın keyfini çıkartıp sonrasında Sol Meydanı’ndaki mağazaları dolaşıp yemekte buluşmak üzere otelimize döndük.

Akşam yemeği için tercihimiz bir gece önce sokakları dolaşırken keşfettiğimiz ve yer ayırttığımız Bazaar Restaurant oldu. Tek kelimeyle muhteşemdi. İnanılmaz lezzetler, inanılmaz bir hesapla. Uğramadan dönerseniz pişman olabilirsiniz. Çok çeşitli mutfağının yanı sıra oldukça geniş bir şarap menüsüne de sahip restaurant madrid’teki son gecemizi gerçekten keyifli geçirmemize yardımcı oldu.

  

  

Burdan çıkıp otele geçmeden hemen otelimizin karşısında olanMercado De La Reina ya uğrayıp bir kaç Mohito ile gecenin keyfini çıkarttık.

 

Madrid buraya gelene dek bize söylenen negatif bir çok yoruma rağmen hepimizin içine sinen, sevgimizi kazanan, oldukça sempatik ve sıcak, kısaca güzel anılarla dolu ayrıldığımız bir şehir.. Umarım sizler de bir gün bu keyfi yaşayabilirsiniz.

Barcelona’da görüşmek üzere,
Sevgiler
Pinkkleo