Sabahın ilk ışıklarıla hızlı trenle yola çıkıp Floransa’ya ulaştığımızda saatler 08:10 civarındaydı. Roma Termini Tren istasyonundan Floransa SMN İstasyonuna yaptığımzı hızlı tren yolculuğu 1,5 saat kadar sürdü. Tren istasyonundan ayrılıp güne yeni başlayan Floransa sokaklarını keşfetmek bizim için oldukça kolay bir görevdi, ne de olsa Roma’yı adım adım gezmek, yol bulma yetenegimizi geliştirmemiz de büyük katkı sağlamıştı:)

Floransa İtalya’da Firenze olarak biliniyor. İtalya’nın en önemli sanat müzelerini ve sanat fakültesini de barındıran bu küçük şehir tam bir tam bir entellektüel. Küçükük, dar ama bir o kadar da renkli sokakları barındıran ve yürüyerek gayet keyifle gezilebilecek bir yapıya sahip olan Floransa’yı gezmeye biz de bir çok ziyaretçi gibi “Duomo Meydanı”ndan başladık.

 

Bu meydan şehrin göbeğinde olması kadar, “Duomo Katedrali (Santa Maria Del Fiore)”‘ne ev sahipliği yapması nedeniyle de oldukça ün kazanmış bir yer. 384 basamak çıkarak, Katedralin tepesinden muhteşem bir Floransa manzarasını karşılamak mümkün, ancak Vatikan maceramızdan sonra bizim buna cesaretimiz olmadı:)

Duomo Katedralinin karsisindaki Vaftizhane’de yer alan bronzdan, üzeri altın kaplamalı kapı, “Cennet Kapısı”. Michaelangelo görüp çok etkilendigi için “Burasi Cennet’in kapisidir” demis ve ismi de öyle kalmis.

Üzerinde kabartma resimler var, peygamberleri ve hayat hikayelerini tasvir ediyormuş. Bu kapı orjinalinin kopyası, orjinali ise Duomo Katedrali Müzesinde.

Sabahın ilk ışıklarıyla geldiğimiz için kafeler ve dükkanlar açılana kadar Duomo meydanı ve çevresinde bir iki tur atıp kahvaltı için Kilisenin hemen yanında bulunan Cafe Pascucci Shop’a oturduk.

Gün içinde bir çok kez mola için bu kafeye uğradığımızı  belirtmek isterim. Yiyecek, içecek ve hizmeti için 10 numara diyebilirim.

Karnımızı doyurup, enerjimizi aldıktan sonra, tren istasonunun da bulunduğu şehir merkezine geri gelerek buradan bizi Michelangelo Tepesine götürecek olan otobüsleri bulduk. Otobüsle tepeye ulaşmak yaklaşık 30 dakika sürüyor, bu arada güzergah üzeridne kalan bir çok sanatsal yapıyı ve önemli alanı da gözlemleme fırsatınız oluyor. Tepeye çıkan yol oldukça keyifli, yeşillikler içinde, gözünüzün alabildiğince park bahçe ve manzara sizi bekliyor. Tepe siz geniş bir gözlem terasıyla karşılıyor, burada bolca fotoğraf çekme zevkine erişeceksiniz. Ne kadar zaman geçireceğiniz size kalmış, biz 30 dakika kadar dolaşıp her köşeden fotoğraf alıp geldiğimiz yolu yürüyerek dönmeye karar verdik.

Bolca temiz hava aldığımız oldukça keyifli yürüyüşümüz bizi öncelikle Floransa’nın dar renkli sokaklarına sonrasında ise nehir kıyısına kadar götürdü. Tekrar nehir kıyısına ulaştığımızda ilk olarak Plazzo Pitti’yi ziyaret ediyoruz.

Burası zengin italyan bir banker tarafından yapılmış, “Rönesans Sarayı” adını da almış, bölgenin en önemli saray ve sanat müzelerinden birisi. Saray yapılışından yaklaşık 100 yıl sonra Medici ailesi tarafından satın alınmış ( İtalyadaki her güzel park, bahçe ve saray’ın sahibi olan katrilyoner meşhur aile:) ve ailenin yönetim ve hazine dairesi haline gelmiş. Zaman içinde aile bir çok önemli tablo, mücevher ve pahalı mülkleri bu çatıda toplayarak burayı önemli bir sanat müzesi haline çevirmişler.

Buradan yolumuzu Arno nehrinin üzerine kurulmuş olan ve Pitti Sarayı ile Uffuzi’yi birbirine bağlayan o meşhur köprüye doğru çevirdik.

Ve en sonunda karşımızda büyük ihtişamıyla Floransa’nın simgesi haline gelmiş olan Ponte Vecchio Köprüsü..

   

Ponte Vecchio, İkinci Dünya Savaşı’nda Floransa’da bombalanmayan tek köprü, bu sebeple en eskisi ve şu anda üzerinde yerleşim olan dünyadaki birkaç köprüden biriymiş. Üzeri oldukça kalabalık, bol sayıda kuyumcuyu, hediyelik eşyacıyı ve mınık evleri barındırıyor.

Köprünün girişinde asma kilitler takılan bir anıt var. Sevgililerin veya evlenecek olan çiftlerin buraya anahtar bağlamaları sonsuza kadar aşkla bağlı kalacakları anlamını taşıyormuş. Bu nedenle bu alan anahtar ve kilit mezarlığı gibi görünüyor, ya da bir nevi dilek ağacı gibi.

Bu uygulama yaşanan görüntü kirliliğinden dolayı son dönemde belediye tarafından yasaklanmış ve cezası 50 euro para cezası belirlenmiş. Bizim aşkımıza 50 Euro feda olsun derseniz, bir kilitle köprünün yolunu tutmanızda bir sakınca yok:).

Köprüyü geçip sağa doğru nehir kıyısından devam ettiğinizde, Uffizi Sanat Galerisi’ ne ulaşıyorsunuz.

Burası dünyanın en çok eser barındıran en güzel müzelerinden biri, gezmezseniz çok üzülürsünüz. Şahsen ben çok üzgünüm, çünkü gezemedim! Önceden giriş bileti almanızda fayda var zira kapısında oldukça uzun bir giriş kuyruğu vardı.

İçerisini gezmemiş olsak bile etrafındaki sokak sanatçılarını gözlemlemek için avlusunda biraz mola verebilirseniz en azından o havayı soluma şansınız olur.

Burdan sonraki istikamet hemen müzenin arkasında kalan Piazza Signorai.

Küçük bir açık hava müzesi kıvamında olan meydan bir çok önemli heykelin gerçek ve kopyasını barındıryor..

Michelangelo’nun en ünlü eseri David’in bir kopyası ile Neptün havuzu ve heykeli gibi birçok eserin gerçeği ya da kopyalarını görebileceğiniz bir meydan.

Bu çevreyi de gezdikten sonra biz kendimizi Piazza San Lorenzo ‘da kurulan açık hava pazarına attık. Burada bir çok hediyelik eşyayı uygun fiyat abulmanız mümkün, ben kendi adıma Floransa’ ya ait, ne varsa bu pazardan edindim, oldukça da hesaplı olduğunu söyleyebilirim.

Bu pazarın biraz daha aşağısına inildiğinde Via Roma’nın açıldığı alanda Piazza Repubblica ‘ yı görüyorsunuz. Burada meşhur Cafe Gilli var  – Tiramisu’lu dondurması harika olmasına rağmen biz gittiğimizde kapalı olması nedeniyle deneyemedik! Bu meydan ve cevresındeki sokaklarda alışveriş için bir çok ünlü mağaza ve butiği bulabilirsiniz.

Buraları da hızlıca gezdikten sonra sabahın erken saatlerinde başladığımız dolu dolu bir tam günlük Floransa maceramızı sonlandırmak için 19:15 civarı yine Roma Termini istansyonuna varmak üzere trene bindik. Roma’ya vardığımızda canım kardeşim minimon bebomun (5 günlük hızlı tempoya dayanamayarak istasyonda bayılması, genç bir italyan bayanın onu ayıltması ve Pıtırcan’ın etraftaki İtalyan amca ve teyzelerle  ” Parmacyy, Farmacyyy, yok mu yahuuu”.. ” Cold Water, cold, yok..!! Soğuğu yok mu bunun” gibi yapıcı cümlelerle Begomuza (le jardin d’Esmeralda) yardımcı olmaya çalışması da günün en trajikomik sahneleriydi. Neyseki günümüzü ve keyfimizi bozacak kadar önemli sonuçlar doğurmadı. Yine güle oynaya kendimizi toparlayıp otelimize doğru yol aldık. Floransa’ ya gelmeyen arkadaş grubumuzla otelin Flann O’brian Pub’da buluşarak son akşam yemeğimizi de burda yiyip, başından beri bize her konuda destek olan Tonino için taaa İstanbul’dan getirmiş olduğumuz Turkish Delight’larımızı sunduk, sağolsun o da bu jestimizi karşılıksız bırakmayarak bir şampanya açtırdı:) Karşılıklı hoş bir sohpetin ardından, İstanbul’a dönüş yolculuğu için odalara çekildik.

İtalya tüm ekibimiz için tadından yenmeyecek kadar keyifli bir seyahat oldu.. Sonraki postlardan da anlayacaksanız beraber bir çok tatilimiz oldu, ama henüz Roma’yı geçebilen yok, zira hala aynı ekip “Roma’ya bir daha gitmeliyiz” diye iç geçiriyoruz ve hala Roma rüyasındayız:)

İtalya’ya ait minik gözlemlerimi ve nacizane önerilerimi ileriki günlerde ek bir post ile özetleyeceğim, o güne kadar sevgiyle kalın 🙂

Pinkkleo