Kendime bu kadar ara verdiğim için kızgınım, eğer biraz daha yazmazsam zaten tüm Roma yolculuğumu unutacağım:)

Roma’ nın muhteşem tarihi güzelliklerini sırayla dolaşıp bitirdikten sonra Roma’ya ayırdığımız son tam günü ikiye ayırıp ilk yarısını biraz nefes alıp dinlenmek için Villa Borghese parkında diğer yarısını ise nehrin diğer tarafında kalan Trastevere bölgesini gezerek değerlendirmek istedik.

Yine benzer her sabah ki gibi oteldeki basit kahvaltımızın ardından kendimizi Republica üzerinde Via Barberina caddesine attık.

Bu caddenin bitiminde meşhur Fontana del Tritone çeşmesini görebilirsiniz. Bu çeşmenin hemen sağında bulunan Via Sistina caddesini takip ettiğinizde İspanyol merdivenlerinin tepesine varıyorsunuz.

Bu güzergah bu alanı tepeden görmek buradaki sokak sanatçılarını yakından izlemek ve hediyelik eşyacıları gezmek için iyi bir fırsat, denemenizi tavsiye ederim.

İspanyol merdivenlerinin hemen üzerinden geçip devam ettiğiniz yol sizi 500 metre ilerideki “Villa Borghese”nin girişine götürecek.

 

 

 

 

Bu bölge Roma’nın kuzeyinde kalan, ama şehre en yakın parkların birini barındırıyor. Parkın girişi oldukça tepede olduğu için çok geniş bir Roma manzarasıyla buluşturuyor sizi. Villa Borghese’nin içinde Galeri Borghese Müzesi, Hayvanat Bahçesi, Villa Giulia Etrüsk Müzesi, Medici Villası ve buna ek olarak bilumum cafe, restoran, bisiklet, segway, kiralama yeri vs. var… Daha içeri girer girmez içinizi bir huzur kaplıyor, ok kadar sakin ve o kadar yeşilki, buraya iyi ki gelmişim diyorsunuz sürekli! Zaten genci, yaşlısı, turisti, Romalısı, yani her şeit insanı bu parkta görebilirsiniz.

Burası bir çoğu için biraz kafa dinleyip keyiflice vakit geçirebilecekleri bir cennet gibi. İçeride bir çok aktivite mevcut, bisiklete veya segway’e binebilir, küçük göletlerde kayığa binebilir, piknik yapıp güneşlenebilirsiniz. Parkın girişinde sizi çok sayı da modern sanat eseri bekliyor haberiniz olsun.

 

Biz içeride önce 4 kişilik 2 tane büyük ve komik bisiklet kiralayıp bütün parkı detaylıca dolaştık, ne kadar eğlendiğimizi kelimelerele ifade edemem:)

Sonrasında bulduğumuz bir cafeden yiyecek ve içecek edinip göl kenarında biraz mola verip güneşin keyfini çıkarttık. Cafe’nin içinde Pıtırcan’ın içtiği meyve suyunun içeriğini öğrenme çabası “Sorry,it is orange or mandarin? Orange mı? Is there a mandarin?” hepimizce takdir topladı, ama sonuda bu meyva suyunun parasını ödemeden çıktığını itiraf etmesi bir kaç saat, buldu:)

Dünyanın en önemli sanat galerilerinden biri olan, Galleria Borghese de bu parkın içinde yer alıyor ancak kapalı olduğu için ziyaret edemedik. Tercih ederseniz buraya gelmek ve gezmek en az 3 saatinizi alacaktır, ama keyif alacağınızı garanti ederim.

Park’tan çıkış yapıp, yolun sağından yokuş aşağı devam ettiğinizde geleceğiniz son nokta “Piazza Del Popollo”, burası aynı zamanda Via Del Corso’ nun da sonu olan ve Roma’nın en önemli meydanlarından biri. Buraya kadar yürüyerek geçirdiğimiz günümüze, buradan Trastevere’ye varmak üzere metroya binerek devam ettik. Palatino civarında metrodan indiğimizi anımsıyorum ama malesef tam olarak durak ismini veremeyeceğim. Buradan kısa bir mesafe yürüyerek nehrin kenarına varabilirsiniz.

Buraya ulaştığınızda yine bir çok koprunun yanyana dizildiğini farkedeceksiniz. Biz Ponte Platino koprusunu kullanarak karşıta geçip, bu bölgeyi keşfetmeye başladık.

“Trastevere” ismini Tiber nehrinin diğer tarafı olması konumundan alıyor.

Roma’nın merkezine göre daha yerel ve italyan kültürünü daha çok içeren bir semt.

Bir sürü dar renkli sokaklar, çiçekli pencereler, cafeler, pastaneler görmek mümkün.

 

Merkeze göre gündüzleri daha sakin, nehir kıyısında sıralanmış bir çok cafe ve restaurant var, özellikle geceleri buranın ışıklandırılmış halinin muhteşem bir manzara yarattığı söyleniyor. Nehrin kıyısında biraz ilerleyince karşımıza “Isola Tiberina” yani Tiber Adası çıktı. Nehrin ortasında ufak bir adacık ve iki yakaya adayı bağlayan iki tane köprü.  Adada üstünde yer alan eski bina bir hastaneymiş buradaki köprü “Ponte Fabricio”, bulunduğumuz yer ile adayı ya Metro ile geldiğimiz bu bölge’ den ilk kez otobüse binerek ayrılıyoruz.

 

Otobüs bizi otelimizin bulunduğu Via Nazionale caddesine kadar götürmüştü. Roma’da ulaşım oldukça rahat, ama ben yine de Roma’yı bolca yürüyerek keşfetmenizi ısrarla tavsiye ediyorum.

Roma’daki son tam günümüzün ardından kendimize son bir ziyafet çekmek için günler öncesinden yer ayırttığımız Il Chianti”ye gidiyoruz. Burada yediğimiz yemek Roma’daki en keyifli akşam yemeklerinden biriydi. Chianti bölgesine ait şaraplarını mutlaka tatmalısınız! Yemekleri, şarapları, garsonlarıyla keyif alacağınız, açık hava da yemek yeme keyfine erişebileceğiniz nadir restaurantlar’dan biri. Hem de Fontana de Trevi’nin hemen yan sokağında.  Gecenin sonunda bu fırsatı değerlendirip son kez büyüsünden bir türlü kurtulamadığımız bu muhteşem çeşmeye son kez uğrayıp otelimizin yolunu tutuyoruz. Yarın güne erken başlayacağız. 06:15 treniyle Floransa yolcusuyuz!